Ali Korsan söz konusu tasarı hakkında yaptığı açıklamada: ” Ne yazık ki TBMM kapısından birkaç kez dönen İklim Kanunu tekrar gündeme geldi. Türkiye’nin dört bir yanından iklim adaletini savunan 70 kurum, TBMM’ye sunulan ve 26 Şubat 2025 tarihinde Çevre Komisyonu’nda görüşülecek olan İklim Kanunu tasarısına karşı ortak bir imza kampanyası başlattı. Tasarı kanunlaşırsa seyahat ve alışveriş hakkının kısıtlanabileceği, yapay gıda için zemin oluşacağı, hayvancılık ve tarımın kısıtlanacağı, insanların kendi bahçesine dahi yasak getirilebileceği öngörülüyor. “dedi.
Kampanya Sayfasına Ulaşmak için tıklayınız
DOĞAYI VE YAŞAMIMIZI KORUYAN GERÇEK BİR İKLİM KANUNU İSTİYORUZ!
Bizler, Kazdağları’nın eteklerinde, Akbelen’in gür ormanlarında, Afşin’in bereketli topraklarında
ve yaşamın filizlendiği her yerde mücadele eden yaşam savunucuları olarak TBMM’ye
sesleniyoruz: Ticaret Kanunu Değil, Doğayı ve Yaşamımızı Koruyan Gerçek Bir İklim Kanunu
İstiyoruz!
İktidar partisi vekilleri tarafından Meclis’e sunulan ve 26.02.2025 tarihinde Çevre Komisyonu’nda
görüşülecek olan İklim Kanunu teklifi, havamızı, toprağımızı, suyumuzu pazarlık konusu hâline
getirmektedir. Toprağı kazma sesleriyle, dereleri beton duvarlarla, ormanları rant projeleriyle
boğmak isteyen büyük şirketlerin çıkarları için hazırlanmış bu kanun tasarısını hiçbir şekilde kabul
etmiyoruz.
Türkiye’deki iklim politikaları doğayı ve toplumu değil, “ticareti” korumak üzerine inşa
edilmektedir. Ticari kaygılarla yürütülen her yasal değişiklik, şirketlerin dereleri kurutmasına,
tarım arazilerini yok etmesine; bölgelerin ormansızlaştırılmasına, soluduğumuz havanın
kirletilmesine neden oldu. İşçiler haklarını alamadı, kadınlar kamusal alanlardan uzaklaştırıldı,
çocuklar hasta doğdu, insanlar göçe zorlandı. Yaban hayat yok edildi.
Bizler biliyoruz ki ekmeğimizi kursağımızdan alıp özel şirketleri besleyen ve yaşam alanlarımızın
karşısına sermayenin kâr odağını yerleştiren bir kanun gerçek bir İklim Kanunu değildir.
Sularımızı, ormanlarımızı, havamızı büyük proje uygulayıcılarının insafına bırakan; bizleri
kömürün karasında, altının kâr hırsında, afetlerin gölgesinde yaşamaya mecbur eden bir kanun
gerçek bir İklim Kanunu değildir.
İklim krizine neden olan tarım, enerji, sanayi ve madencilik politikalarında hiçbir değişiklik
getirmeyen, iklim krizinin yol açtığı seller, fırtınalar, yangınlar gibi afetler için hiçbir önlem
öngörmeyen, işçilerin haklarını güvence altına almayan, kadınların ve dezavantajlı grupların iklim
krizi nedeniyle uğrayabileceği ayrımcılığı gözetmeyen, gençlere güvenceli bir gelecek vadetmeyen
ve adalet mekanizmasını halkın talepleri doğrultusunda işletmeyen bir kanun gerçek bir İklim
Kanunu değildir.
Bizler, nefes alabileceğimiz ormanların, içebileceğimiz berrak suların, sağlıklı ve adil bir dünyanın
sorumluluğunu hissediyoruz. İklim Kanunu tasarısı hazırlık sürecine dahil edilmeyen sesimiz,
zeytin ağaçlarımızın kökleri kadar güçlü ve Türkiye’nin dört bir yanından yankılanıyor: Doğa satın
alınamaz, yaşam bir ticaret meselesi olamaz. Halkın katılımını içermeyen, tamamen şirketlerin
çıkarı için hazırlanmış ve iklim adaletini gözetmeyen bir kanun düzenlemesi bizler için meşru
olamaz!
Yaşamı, doğayı, iklim adaletini ve insan haklarını savunan, katılımcı bir süreçle hazırlanacak
gerçek bir İklim Kanunu istiyoruz! Komisyona sunulan tasarı acilen geri çekilerek, sivil toplum
kuruluşlarının ve bilim insanlarının görüş ve önerileri ile bilimi, iklim adaletini ve top